26 Şubat 2006

kralın ayrıcalıkları

1560 yıllarında Montaigne, Rouen'de bir denizcinin getirdiği üç brezilyalı yerliyle karşılaştığında, içlerinden birine kendi ülkesinde reisin (o "krak" sözcüğünü kulanıyordu) ayrıcalıklarının ne olduğunu sormuştu. Kendisi de reis olan yerli şu yanıtı verdi: "Savaşta en önde gitmek."

"hüzünlü dönenceler" levi-strauss, yky.

13 Şubat 2006

heidegger:ölüm


ölüm, Dasein'in var olduğu andan itibaren devraldığı bir varlık minvalidir.

bir insan yaşamaya başladığı andan itibaren ölmeye hazırdır. {H. Johannes von Tepl'in bu sözünü sık sık alıntılarmış}

Dasein'in var olması, idrak edici var-olma-imkânı şeklindedir.

varoluş-> "idrak edici varolma

Dasein'in "muallaktalığı"

ölüm Dasein'in olanaklı tümlüğünü sınırlandırıp belirlemektedir.

Dasein'in özü açısından bakıldığında ölümün varoluşu yaşamsal anlamda "ölüme doğru varolma"dır, başka bir ifadeyle: var-değile doğru varolmadır.

Dasein'in ölümle sona ermesi, bu yüzden, tamamlanamayacak olmaya yazgılı olması.

çünkü geride kalanlar açısından bakıldığında, kendilerinden kpartılarak "geçen"in ölü bedeni, pek çok ilgilenmelerin nesnesi olabilmektedir. Cenaze töreni, defin işlemleri vs.

mevtayla bir şekilde bir arada var olup ilgilenirken, ölü bizatihi "var" değildir.

Dasein varolduğu müddetçe "henüz" tam olarak gerçekleşmemiş olandır. bu Dasein'ın muallakta oluşudur.

ölen Dasein, yaşamsal yolunun sonuna gelmiş olmaktadır. ama bu söz konusu Dasein'ın kendine özgü olanaklarının tamamını gerçeğe dönüştürü anlamına gelmez. BU NEDENLE ÖLÜM, ELDEKİ İMKÂNLARIN SİLİNMESİDİR!

Daseinlar'in çoğu ne yazık ki, dağılmış ve tükenmiş bir hamlık içinde ölmektedir.

borges


zaman beni sürükleyen bir nehir,
ama nehir benim.
Beni tüketen bir ateş, ama ateş benim.
Evren, ne yazık ki, gerçek;
ben, ne yazık ki, Borges'im.

10 Şubat 2006

evlilik

"Dünyanın gelmiş geçmiş en veciz şahsiyetlerinden Oscar Wilde der ki: 'Evlilik, hayal gücünün zekâya karşı zaferidir. İkinci evlilik ise umudun tecrübeye karşı zaferidir.'
Bana sorarsanız evlilik, sevişmek için belediyeden icazet almak, bir sürü daraltıcı formaliteyle uğraşmak, eşşek yükü masraf yaptığın halde misafirlerin kusur bulabildiği ve arkandan dedikodunu yapabildiği bir düğünde bir sürü insanı yalapşap öpmek zorunda kalmak, yanılıp da bir adamı sevdin diye çoğu zaman haddinden fazla mütecessis koca bir sülaleyle birlikte yatağa girmek, sonunda da yine büyük bir ihtimalle hayal kırıklığına uğramak ve sıkılmak, sıkılmak, sıkılmaktır."

e e cummings

seviyorum beraberken vücudumu
vücudunla. öylesine yepyeni bir şey ki bu.
kaslar daha bir gergin sinirler daha da
vücudunu seviyorum senin. yaptığını seviyorum
nasıllarını seviyorum. belkemiğini seviyorum
vücudunun, kemiklerinin titreyişini sonra
sert düzgünlüğünü ve art arda, art arda
öpeceğim, öpmeyi seviyorum şununu bununu
seviyorum çarpıcı elektrikli kürkünü
okşamasını yavaşça kıvırcıklığını
ve ikiye ayrılan etten çıkanı, geleni
seviyorum... ve gözlerin iri aşk kırıntıları,

ve belki de kıvancını seviyorum

altımda benim yepyeni

çev.: ilhan berk

aptallık

1) "İnsanlar bilgisiz doğar, aptal değil, eğitilerek aptal olurlar..." => Bertrand Russell

2) "İnsanoğlunun aptallık gücünü asla küçümseme!.." => Robert Heinlein

3) "Dünyada insandan daha fazla aptal vardır..." => Heinrich Heine

4) "Bir aptal utanacağı bir şey yaptığında; yaptığı şeyin mutlaka görevi olduğunu iddia eder..." => George Bernard Shaw

5) "İki şey sonsuzdur, insanoğlunun aptallığı ve evren. Fakat ikincisinden o kadar emin değilim..." => Albert Einstein

6) "Tüm aptalları kendi tarafına topla, böylece istediğin herhangi bir seçimi kazanabilirsin..." => Frank Dane

7) "Dünyada gerçek cehalet ve özenle yapılmış aptallıktan daha tehlikeli bir şey yoktur..." => Martin Luther King Jr.

8) "Zeki bir cehennem, aptal bir cennetten daha iyidir..." => Victor Hugo

9) "İnsan olmaktansa istiridye olmayı tercih ederdim; hayvanların en aptalı
ve amaçsızı..." => George Berkeley (shockhaber'den aldım bunları)

ayrılık

ki rayı gibiyiz
bir tren yolunun
yakın olması
neyi değiştirir
son istasyonun
>sunay akın

ayriligi olum ile tartarlar;
elli dirhem fazla gelir ayrilik
>nevsehirli yahya

marx'ın mezarı başında


Highgate Mezarlığı, Londra
17 Mart 1883
14 Mart günü, öğleden sonra üçe çeyrek kala, yaşayan düşünürlerin en büyüğü artık düşünmez oldu. Ancak iki dakika yalnız bıraktıktan sonra, odaya girince, onu koltuğunda rahat rahat, ama sonsuzluğa dek, uyumuş bulduk.
Avrupa ve Amerika militan proletaryasının bu adamda yitirmiş bulunduğu şey, tarihsel bilimin bu adamda yitirmiş bulunduğu şey, ölçülemez. Bu devin ölümü ile bırakılan boşluk, kendini duyumsatmakta gecikmeyecek.
Nasıl ki Darwin organik doğanın gelişme yasasını bulduysa, Marx da insan tarihinin gelişme yasasını, yani insanların, siyaset, bilim, sanat, din, vb. ile uğraşabilmelerinden önce, ilkin yemeleri, içmeleri, barınmaları ve giyinmeleri gerektiği; bunun sonucu, maddi ilksel yaşama araçlarının üretimi ve, böylece, bir halk ya da bir dönemin her iktisadi gelişme derecesinin, devlet kurumlarının, hukuksal görüşlerin, sanatın ve hatta sözkonusu insanların dinsel fikirlerinin üzerinde gelişmiş bulundukları temeli oluşturdukları ve, buna göre, bütün bunların şimdiye değin yapıldığı gibi değil, ama tersine, bu temele dayanarak açıklamak gerektiği yolundaki, daha önce ideolojik bir saçmalıklar yığını altında üstü örtülmüş bulunan o temel olguyu buldu.
Ama hepsi bu değil. Marx günümüz kapitalist üretim tarzı ile onun sonucu olan burjuva toplumun özel hareket yasasını da buldu. Artı-değerin bulunması, sonunda, bu konuyu aydınlattı; oysa, burjuva iktisatçıların olduğu kadar sosyalist eleştiricilerin de daha önceki bütün araştırmaları, karanlıklar içinde yitip gitmişlerdi.
Bu türlü iki bulgu koca bir yaşam için yeterdi. Kendisine böyle bir tek buluş yapma nasip olana ne mutlu! Ama Marx araştırmada bulunduğu her alanda (bu alanlann sayısı çoktur ve bir teki bile yüzeysel irdelemelerin konusu olmamıştır), hatte matematik alanında bile, özgün buluşlar yaptı.
Bilim adamı olarak, buydu. Ama onun etkinliğinde asıl önemli olan, hiç de bu değildi. Marx için bilim, tarihi etkinliğe geçiren bir güç, devrimci bir güçtü. Pratik uygulamasının düşünülmesi belki de olanaksız olan herhangi bir teorik bilimdeki bir bulgudan duyabileceği sevinç ne denli katıksız olursa olsun, sanayi için, ya da genel olarak tarihsel gelişme için doğrudan doğruya devrimci bir önem taşıyan bir bulgu sözkonusu olduğu zaman duyduğu sevinç bambaşkaydı. Böylece Marx, elektrik alanındaki bulguların gelişmesini ve, daha şu son günlerde, Marcel Deprez'in çalışmalarını çok dikkatli bir biçimde izliyordu.
Çünkü Marx, her şeyden önce bir devrimciydi. Kapitalist toplum ile onun yaratmış bulunduğu devlet kurumlarının yıkılmasına şu ya da bu biçimde katkıda bulunmak, kendi öz durumunun ve gereksinmelerinin bilincini, kendi kurtuluş koşullarının bilincini kendisine ilk onun vermiş bulunduğu modern proletaryanın kurtuluşuna yardımda bulunmak, onun gerçek yönelimi işte buydu. Savaşım onun en sevdiği alandı. Ender görülür bir tutku, bir direngenlik ve bir başarı ile savaştı o. 1842'de birinci Rheinische Zeitung'a, 1844'te Paris'teki Worwärts'a, 1847'de Brüksel'deki Deutsche-Brüsseler-Zeitung'a, 1848-1849'da Neue Rheinische Zeitung'a 1852'den 1861'e değin New York Tribune'e katkı, ayrıca, bir sürü kavga broşürünün yayınlanması, tüm yapıtının doruğu olan büyük Uluslararasi Emekçiler Derneğinin kuruluşuna değin Paris, Brüksel ve Londra'da çalışma, işte, eğer başka hiçbir şey yapmasaydı bile, yapıcısının gurur duyabileceği sonuçlar.
Marx, işte bu yüzden zamanının en sevilmeyen ve en çok karaçalınan adamı oldu. Mutlakiyetçi olduğu kadar cumhuriyetçi hükümetler de kovdular onu; tutucu burjuvalar ile aşırı demokratlar onu karaçalma ve kargışlara boğmakta birbirleri ile yarışıyorlardı. O bütün bunları, hiç aldırmaksızın, örümcek ağları gibi yolunun dışına atıyor ve ancak çok zorunlu durumlarda yanıtlıyordu. Sibirya madenlerinden Kaliforniya'ya değin, Avrupa ve Amerika'nın her yanına dağılmış, tüm dünyanın milyonlarca devrimci militanı tarafından ululanmış, sevilmiş ve aklanmış olarak öldü o. Ve ben çekinmeden söyleyebilirim ki, onun birçok karşı-düşüncede olan hasmı olabilirdi, ama kişisel düşmanı pek o kadar yoktu.
Adı yüzyıllar boyunca yaşayacak, yapıtı da!

>17 Mart 1883 günü Highgate'de Engels tarafından İngilizce yapılan konuşma

kafka:aforizmalar


3.
İnsanın belli başlı iki günahı vardır, öbürleri bunlardan çıkar: sabırsızlık ve tembellik. Sabırsız oldukları için Cennet? ten kovulurlar, tembelliklerinden geri dönemiyorlar. Ama belki de belli başlı sadece bir günah var: Sabırsızlık. Sabırsızlıklarından ötürü kovulmuşlardı, sabırsızlıklarından ötürü geri dönemiyorlar.

5.
Belirli bir noktadan sonra geri dönüş yoktur. Bu noktaya erişmek gerekir.

16.
Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı.

22.
Sen ödevsin. Ama görünürde öğrenci yok.

24.
Bastığın yerin iki ayağının kapladığından daha büyük olmayacağını anlamak ne büyük bir mutluluktur.

30.
İyi, bir bakıma rahatsızlık vericidir.

42.
Tiksinti ve nefret dolu bir başı önüne eğmek.

58.
İnsan ancak olabildiğince az yalan söylediğinde olabildiğince az yalan söylemiş olur; yoksa olabildiğince az yalan söyleme fırsatı bulduğunda değil.

59.
Bir merdivenin üzerine basılmaktan yeterince çukurlaşmamış basamağı, basamağın kendi açısından, ıssız çatılmış bir tahta parçasıdır yalnız.

68.
Ev halkını koruyan Tanrıya inanmaktan daha keyif veren ne olabilir!

76.
Şu duygu: ?Burada demirlemeyeceğim?, ve anında kabarıp coşan ve insanı sarmalayan dalgaları hissediş.

Ani bir değişim. Tetikte, ürkek, ümitli dolanıyor cevap sorunun çevresinde, bakışlarını ümitsizce sorunun yanına yaklaştırmaz yüzünde gezdiriyor, en anlamsız yollar boyunca onu izliyor, yani, cevaptan alabildiğince uzağa giden yollar boyunca.

94.
Yaşamının daha başlangıcında iki ödev var: Giderek çevreni daraltmak, ve kendini bu çevre dışında gizleyip gizlemediğini sürekli denetlemek.

29 Şubat
Susamıştır, ve onu pınardan sadece bir çalılık ayırmaktadır. Ama iki parçaya bölünmüştür o: bir parçası bütün manzarayı görüyor, orada dikildiğini ve pınarın hemen yanı başında olduğunu görüyor; ama ikinci parçası hiçbir şeyin farkında değil, olsa olsa ilk parçasının her şeyi gördüğünü sezinliyor sadece. Hiçbir şeyin farkında olmadığı için de pınardan su içemiyor.

>Kafka

mastürbasyon üzerine


Beyin cinsel organa düşsel bir konu bulur. Bu konunun canlı simgesi olmak ele düşer. El komedyendir. Önce falan, ardından filan rolü oynar. Dilediğince cımbız, çekiç, şapka siperi, düdük, tarak, ilkeller içinhesap makinesi, sağır-dilsizler için alfabe vb. olur. Ama başyapıtı mastürbasyondur. O zaman yine dilediğince penis ya da vajinaya dönüşür. Zaten elle cinsel organın buluşması kadar kolay bir şey yoktur. Kendi haline bırakılmış, kol boyunca rastgele sallanan el, er geç ?gerçekte neredeyse hemen- cinsel organla karşılaşır. İnsanın dizine, böbreklerine, kulağa dokunması özel bir bükme çabası gerektirir. Ama cinsel organa dokunmak hiç de böyle bir çaba gerektirmez. İşi oluruna bırakmak yeter. Ayrıca, cinsel organ boyutu ve biçimiyle elin işlemine son derece elverişlidir. Bir başın, bir ayağın hatta bir başka elin kavramalara ya da eli hoşnut eden kavramalara ne derece az uygun olduğunu düşünün! Bedenin tüm parçaları içinde cinsel organ kuşkusuz en esnek, en kullanışlı olanıdır.

Bu konuyu kapatmak için şunları yazıyorum: Beynin dsağladığı ve elde somutlaşan cinsel nesne, gerçek nesneyle rekabet edip onu geçebilir. Bir partneri düşünerek mastürbasyon yapan insan, bu partnerin vakitsiz ortaya çıkmasıyla tedirgin olacak ve onu bir bakıma kendi imgesiyle aldatarak düşlerine dönmeyi yeğleyecektir.

İşte, eşcinsel ilişkileri ikili ve karşılıklı mastürbasyon sanan heteroseksüellerin çoğunun bu düşüncesini çürüten şey. Söz konusu olan bu değil. Gerçekten mastürbasyon tek başınadır ve amblemi kuyruğunu ısıran bir yılandır. Her cinsel ilişki ?eşcinsel ya da heteroseksüel olsun- bir partnere armağan sunmayı, belli bir kişiye orgazm adamayı gerektirir. Bir kişinin uzakta bulunabileceği, adamanın uzaktan yapılabileceği doğrudur; o zaman gerçek mastürbasyon haklarını geri alır, ancak bu sırada imgelemin yardımı kişiseldir.

Bana bir gün üstünde şu basit sözler yazılı bir kartpostal gönderen önemsiz bir dostumun çok nazikçe dile getirdiği şey de buydu: ?Selam dostum! Biraz önce sanin sağlığına ufak bir şişeyi diktim başıma!?
>meteorlar_m_tournier


03 Şubat 2006

_turgut özal'la birlikte intihar önerisi

Ülkemizi sizden,

Sizi de kendi özel sıkıntılarınızdan

Kurtarmak için

Arkadaşım Muzaffer Buyrukçu?yla,

Bir önerimiz var:

İntihar etmelisiniz!

Ben ve Buyrukçu bu konuda,

Dostça omuz veriyoruz size.

Gelin, halkın önünde,

Üçümüz birlikte intihar edelim.

Yer: Kadıköy eski iskelesinin önü.

Gününü ve saatini siz saptayın.

Ülkemiz sizden kurtulsun,

Biz de bir işe yaramış olalım

Cemal Süreya

Followers

 

© 2013 altıcizilen. All rights resevered. Designed by Templateism

Back To Top