13 Ekim 2006

manzara


Dünyadan söz edecektim, içindeki şeylerden.
Niye anlatmaya buradan başlıyorum, bilmiyorum. Bir gün hava sıcaktı, beş yaşındaki kızım Rüya ile adada kalıyorduk, sonra at arabasıyla gezmeye çıktık. Ben arabaya ters oturdum, kızım da benim karşıma. Yüzü gidiş yönünde. Ağaçlı çiçekli bahçeler arasından geçtik, alçak duvarlar, ahşap evler, bostanlar. Araba tıkı-tıkı ilerlerken beş yaşındaki kızımın yüzüne bakıyordum, yüzündeki ifadeye, dünyada ne gördüğüne.
Şeyler, eşyalar; ağaçlar duvarlar; afişler, yazılar, sokaklar, kediler. Asfalt. Sıcak. Sıcak mı sıcak.
Sonra yokuş başladı, atlar pufladı, arabacı kırbacını vurdu. Araba yavaşladı. Bir eve baktım. Kızımla ben, ikimiz de, yanımızdan akıp geçen dünyanın sanki aynı yerine bakıyorduk. Tek tek şeylere: Yaprak, çöp tenekesi, top, at, çocuk, ev, bisiklet. Ama: Yaprağın yeşiline, çöp tenekesinin kırmızısına, topun zıplayışına, atın bakışına, çocuğun yüzüne. Sonra bunlar bir anda çekip gidiyorlardı, biz de zaten onlara bakmıyorduk tam; gözümüz tam hiçbir yerde durmuyordu. Sıcak öğleden sonra dünyanın hiçbir yerine bakmıyorduk. Sıcakta her şey olup gidiyordu, hamur gibi, sanki buharlaşmış bir dünya. Biz de dalmış gitmişiz,! Hem görüyoruz, hem de görmüyoruz. Dünya bir sıcak renk olmuş, biz de onu aklımızla görüyoruz.
Ormandan geçtik, ama orası bile serin değildi, içinden bir sıcak çıkıyordu sanki. Atlar yokuş dikleştikçe yavaşladılar. Ağustos böceklerini duyuyorduk. Araba iyice yavaşlamış, yol sanki çamlarla daralmıştı ki birden bir manzara gördük.
"Brrrs" dedi arabacı, atları durdurdu: "Dinlensinler" dedi.
Durup manzaraya baktık... Yanımız hemen uçurumdu. Aşağıda kayalar, deniz; bir buğunun içinde öteki adalar. Ne kadar da güzeldi denizin mavisi, üzerinde kamaşan güneş: Her şey tertemiz, pırıl pırıl yerli yerinde. Manzara: Sanki tamı tamına bir dünya. Rüya ile ona bakmayı seviyorduk; sessizce.
Arabacı bir sigara yaktı, kokusu geldi.
Niye güzeldi buradan dünyaya bakmak? Belki hepsi gözüktüğü için. Belki buradan düşersek öleceğimiz için. Belki uzaktan hiçbir şey kötü olmadığı için. Belki hiç bu kadar yukarıdan bakmadığımız için. Ne yapıyorduk şimdi biz burada? Bu dünyada?
"Güzel mi?" dedim Rüya'ya. "Niye güzel?"
"Buradan düşersek ölür müyüz?"
"Ölürüz."
Bir an korkuyla uçuruma baktı. Ama sonra sıkıldı. Uçurum, deniz kayalar: Her şey hep aynıydı, hiç hareket etmiyordu. Sıkıcı. Bir köpek geldi! "Köpek," dedik. Kuyruğunu sallıyordu, hareket ediyordu. Onu sevdik, manzaraya bir daha bakmadık. (kaynak)
orhan pamuk

altıÇizilen

11 Ekim 2006

koku


 Geçenlerde Guy de Maupassant 'ın bir öyküsünü okudum. Öyküde Turgenyev 'in bir dost meclisinde anlattığı korkutucu bir anıdan bahsediliyor.



Turgenyev bir av gezisi sırasında serinlemek için bir ırmağa girmiş. Irmak ağaçların altında, ağaçların içinden, üstünde yüzen otlarla dolu, derin, soğuk ve berrak bir biçimde akıyormuş. Turgenyev yavaşca yüzüyormuş, ruhu sakinmiş, hafifçe otlara köklere dokunuyormuş, sarmaşanların tenini okşayıp gitmesinden mutluluk duyuyormuş. Derken bir el dokunmuş omzuna. Büyük bir sarsıntıyla arkasını dönmüş ve kendisine gözü dönmüş biçimde bakan korkutucu bir varlık görmüş. Bir kadına ya da dişi maymuna benziyormuş. kocaman kırışıklarla dolu bir yüzü  varmış ve gülüyormuş. şüphesiz memeleri olan adlandırılamaz iki şey önünden sallanıyormuş, upuzun, karmakarışık ve güneşten kızıllaşmış saçları yüzünü çevreliyor ve sırtının üstünde dalgalanıyormuş. 



Düşünmeden, düş kurmadan, anlamadan çılgın gibi kıyıya doğru yüzmeye başlamış. ama yaratık daha hızlı yürüyormuş ve onun dirseğine, bacaklarına sırtına dokunuyormuş sırıtarak.



Sonunda kovalamaca karaya çıkınca da devam etmiş. en sonunda bir çoban çocuğa rastlamışlar ve çocuk yaratığı kovmuş. meğer yaratık ormanda çobanların yardımıyla yaşayan deli bir kadınmış.



Hikaye korku üzerine bir hikaye ve böyle Turgenyev dışında birilerinin de anlattığı bir kaç kısa hikayeyi barındırıyor ve arada Guy de Maupassant korku üzerine değinmelerde falan bulunuyor.



Bu özerini verdiğim benim şimdiye kadar okuduğum en ürkütücü hikaye.



altıçizilen 




koku


 Geçenlerde Guy de Maupassant 'ın bir öyküsünü okudum. Öyküde Turgenyev 'in bir dost meclisinde anlattığı korkutucu bir anıdan bahsediliyor.



Turgenyev bir av gezisi sırasında serinlemek için bir ırmağa girmiş. Irmak ağaçların altında, ağaçların içinden, üstünde yüzen otlarla dolu, derin, soğuk ve berrak bir biçimde akıyormuş. Turgenyev yavaşca yüzüyormuş, ruhu sakinmiş, hafifçe otlara köklere dokunuyormuş, sarmaşanların tenini okşayıp gitmesinden mutluluk duyuyormuş. Derken bir el dokunmuş omzuna. Büyük bir sarsıntıyla arkasını dönmüş ve kendisine gözü dönmüş biçimde bakan korkutucu bir varlık görmüş. Bir kadına ya da dişi maymuna benziyormuş. kocaman kırışıklarla dolu bir yüzü  varmış ve gülüyormuş. şüphesiz memeleri olan adlandırılamaz iki şey önünden sallanıyormuş, upuzun, karmakarışık ve güneşten kızıllaşmış saçları yüzünü çevreliyor ve sırtının üstünde dalgalanıyormuş. 



Düşünmeden, düş kurmadan, anlamadan çılgın gibi kıyıya doğru yüzmeye başlamış. ama yaratık daha hızlı yürüyormuş ve onun dirseğine, bacaklarına sırtına dokunuyormuş sırıtarak.



Sonunda kovalamaca karaya çıkınca da devam etmiş. en sonunda bir çoban çocuğa rastlamışlar ve çocuk yaratığı kovmuş. meğer yaratık ormanda çobanların yardımıyla yaşayan deli bir kadınmış.



Hikaye korku üzerine bir hikaye ve böyle Turgenyev dışında birilerinin de anlattığı bir kaç kısa hikayeyi barındırıyor ve arada Guy de Maupassant korku üzerine değinmelerde falan bulunuyor.



Bu özerini verdiğim benim şimdiye kadar okuduğum en ürkütücü hikaye.



altıçizilen 




09 Ekim 2006

Novy Mir'in editörü bir gün yatakta İvan Denisovic'in Yaşamında Bir Gün'ün henüz yayınlanmamış dosyasını okuyordu. Okudukjlarından o kadar etkilendi ki, duyduğu saygıyı gösterebilmek için yataktan çıkmakla kalmadı, takım elbise giyip kravat taktı, okumaya devam etti.
altıÇizilen

03 Ekim 2006

_Mulberry Tree
Vincent Van Gogh, yağlı boya, 122cmx107cm,1889


Ağaçlar
Solgun, kızıl yorgunluk çöktü yine.
Güngörmüş ihtiyarlar onlar artık, ağırbaşlı...
Duru ve anlaşılır bir teslimiyetle,
Büyük uykuları için soyunuyorlar.
Yapraklarında gitgide belirsizleşen
o içsel ezgi,
esrik duygulara adanmış...

O ezgi ki,
geçmişin derin,unutulası izleri
silinip yok olana kadar sürecek olan,
avutan dinginliğine savrulurken onun.

Biz yorgun aşıklarda
bırakacağız kendimizi o ezgisel beşiğe.
Düşlerimiz de savrulup,
yapraklarla birlikte örtecek toprağı.
Eski bir örtü olacak
bu hüzün veren uykuya...
Yalçın Işık/2000

altıÇizilen

10 Eylül 2006

Schopenhaur'un "Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar"ında yaptığı alıntılardan yaptığım alıntılar


_kolay değildir mutluluk,
kendimizde bulmak çok zor,
başka yerde bulmak imkânsızdır.
[Chamfort]

_İnsanları huzursuz eden olaylar değil, olaylar hakkındaki görüşleridir. [Epiktetos]

_Felsefede, politikada, edebiyatta, ya da sanatta olağanüstü olan tüm insanlar melankoliktir. [Aristoteles]

_Güzellik kalpleri bizim için önceden kazanan bir tavsiye mektubudur. [Schopenhauer]

_Delinin yaşamı ölümden beterdir. [Jesus Sirasch]
_Fazla bilgelik olan yerde, fazla keder vardır. [Vaiz, I, 8]
_En mutlu sözcük bile gülünç duruma düşer
Onu dinleyen kulak çarpıksa eğer.[Goethe]

_Etkili olamıyorsun, her şey ruhsuz kalıyor,
Kendini üzme!
Bataklığa düşen bir taş
Halkalar oluşturmaz. [Goethe]

_Başkalarını onurlandırdığımızda
Kendimizi soysuzlaştırmak zorundayız. [Goethe]

_...Kendileri biraz ışısınlar diye
Beni yadsımaya hazır olanların...[Goethe]

_Zihnin tüm neşesi, tüm canlılık, insanın onunla kendini kıyaslayarak yüksek görebileceği bir kimsenin varlığına dayanır. [Hobbes]

_Yalnız bir yaşamı sürekli aradım
(Dere, tarla ve orman tanıktır buna)
Işığın yolunu bulmamda yararı dokunmayan, O budala kafalardan kaçarak. [Petrarca]

_Yalnızlık zordur: ama yine de toplulukla olma,
Yoksa her yerde bir çölün ortasında kalırsın. [Angelius Silesius]

_Bırak kendi tasanla oynamayı
Bir akbaba gibi, yaşamını kemiren:
En kötü toplum bile duyumsatır sana,
İnsanların arasında bir insan olduğunu.
_Yaşının ruhuna sahip olmayan, yaşının tüm sıkıntılarını yaşar. [Voltaire]

-Çok yaşayan, çok da kötü yaşar. [İspanyol atasözü]

Schopenhaur'un "Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar"ında yaptığı alıntılardan yaptığım alıntılar


_kolay değildir mutluluk,
kendimizde bulmak çok zor,
başka yerde bulmak imkânsızdır.
[Chamfort]

_İnsanları huzursuz eden olaylar değil, olaylar hakkındaki görüşleridir. [Epiktetos]

_Felsefede, politikada, edebiyatta, ya da sanatta olağanüstü olan tüm insanlar melankoliktir. [Aristoteles]

_Güzellik kalpleri bizim için önceden kazanan bir tavsiye mektubudur. [Schopenhauer]

_Delinin yaşamı ölümden beterdir. [Jesus Sirasch]
_Fazla bilgelik olan yerde, fazla keder vardır. [Vaiz, I, 8]
_En mutlu sözcük bile gülünç duruma düşer
Onu dinleyen kulak çarpıksa eğer.[Goethe]

_Etkili olamıyorsun, her şey ruhsuz kalıyor,
Kendini üzme!
Bataklığa düşen bir taş
Halkalar oluşturmaz. [Goethe]

_Başkalarını onurlandırdığımızda
Kendimizi soysuzlaştırmak zorundayız. [Goethe]

_...Kendileri biraz ışısınlar diye
Beni yadsımaya hazır olanların...[Goethe]

_Zihnin tüm neşesi, tüm canlılık, insanın onunla kendini kıyaslayarak yüksek görebileceği bir kimsenin varlığına dayanır. [Hobbes]

_Yalnız bir yaşamı sürekli aradım
(Dere, tarla ve orman tanıktır buna)
Işığın yolunu bulmamda yararı dokunmayan, O budala kafalardan kaçarak. [Petrarca]

_Yalnızlık zordur: ama yine de toplulukla olma,
Yoksa her yerde bir çölün ortasında kalırsın. [Angelius Silesius]

_Bırak kendi tasanla oynamayı
Bir akbaba gibi, yaşamını kemiren:
En kötü toplum bile duyumsatır sana,
İnsanların arasında bir insan olduğunu.
_Yaşının ruhuna sahip olmayan, yaşının tüm sıkıntılarını yaşar. [Voltaire]

-Çok yaşayan, çok da kötü yaşar. [İspanyol atasözü]

06 Eylül 2006

Vali, Durak Ağa'yı yemeğe çağırmış, Padişah küffara cenk açtığını söyleyerek büyük oğlunu askere istemiş, oğlan gitmiş, şehit...
Bir süre sonra Vali, Durak Ağa'ya Padişah'ın isteğini iletmiş ortanca oğlanı da askere istemiş.
O da gitmiş, şehit!
AĞA'nın elinde bir oğlu kalmış, ona gözü gibi bakarken Padişah küçük oğlanı da istemez mi?
Durak Ağa dayanamamış:
"Vali Paşa, sen git Padişah'ıma selamımı söyle, böyle, benim şeyime güvenip ona buna savaş açmasın!"
[milliyet'ten hasan pulur'dan aldım bunu...]

emotionalisme:heyecansalcılık hipokrit:ikiyüzlü
_yaşam o kadar ürkünç ki ona dayanmak ancak ona aldırmamakla mümkün olur! bu da ancak sanat dünyasında yaşayarak gerçekleşir. (flaubert)
_gerçeğin sadece bozulmuş biçimine sahip olduğumuz duygusu ve düşüncemizin öznel biçimleri içinde hapis edildiğimiz duygusu, ilk kez Mademe Bovary'de sanatsal ifadesini bulmuştur.
bovarizm:sürekli başka insanların yerinde olmayı isteyen, başka bir deyişle, kendilerini oldukları gibi değil, olmayı istedikleri gibi gören zavallıların yakalandıkları ruh hastalığı...
_hepimiz meçhul kişiler olarak ölüyoruz. (Balzac!)
siyaset=>toplumsal düzenleri ayakta tutmak veya yıkmak için başvurulan güç yöntemleri ideoloji=> bu yöntemleri anlamlandırma alanında ifade edilme biçimleri. ideoloji üzerinde çalışmalar anlamın (veya imlemin) tahakküm ilişkilerini sürdürmeye hizmet ettiği durumlar üzerinde çalışmalar yapmaktır. ideoloji dil'le değil söylem'le ilgili bir meseledir. ideoloji, belli insan özneleri arasında , dil'in belirli etkiler yaratmak amacıyla fiilen nasıl kullanıldığıyla ilgili bir şeydir
_her köyde "anavatan için ölenlerin anısına" dikilmiş bir tepeden bakan ve yerlerine kaçakların anıtlarını dikmek istiyoruz. Kaçakların anısına dikilen anıtlar aynı zamanda savaşta ölenleri de temsil edecektir; çünkü onların hepsi savaşa lanet okuyarak ve kaçanların mutluluğunu kıskanarak öldüler. Direniş hareketleri kaçaklardan doğdu. (Anti-faşist partizan, Venedik, 1943)
bir diğerini ezen her ulus, kendi zincirlerini yapmak için demir döğer
procrustean:yunan mitolojisindeki, efsanevî dev Procrustes, misafirlerinin boylarını yatağa uydurmak için çekip uzatır ya da kısaltırdı.
_zulmün kal'ası var, /hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır. (tevfikFİKRET)

21 Ağustos 2006

Ey Türk Titre Ve Kendine Gel

?İlk dikkatimizi çeken, sözlerdeki düşman/şeytan figürlerinin çokluğu. İlk zamanların ?komünist ve bölücülerine? zaman içinde, ?Apo?nun piçleri?, Yunan, Ermeni, Rus, Sırp, Bulgar, İtalya, hümanistler, satanistler, AB, ?Ermeni kocası Fransa?, ABD, Iraklı Kürtler, ve sayması cidden uzun sürecek başka düşman/şeytan figürleri eklenmiş.

?Ozan Nihat?ın 1985?te yazdığı, ?Kimler Komünist?? adlı eseri, anti-komünist türün tipik örneklerinden biri: ?Kimler komünist diye soruyorsun gardaşım/Akrep, fare, yılan, çıyan komünist/Nerede pislik görüyorsan gardaşım/Aha orada ayan neyan Komünist/Çok affedin sözün kaçarsa tadı/Devrim istiyormuş kükürtlü cadı/Oynaşcıl sürünün oynaş avradı/Arsız/ nursuz, zilli bayan komünist."

?Ermeni ulan Ermeni/Koynumda beslenen yılan Ermeni/Buğdayımla karnı şişen Ermeni/E be heey vicdanına boyuna senin/Kalayladım ulan soyunu senin/Asırlardır Türk?e nefret beslersin/Nerede bir Türk görsen donunu pislersin. (Ozan Nihat?ın ?Ermeni?ye Yumuşak Klay? adlı eserinden.)

?Ahmet Yılmaz ise ?ülkücülere faşist diyenlere seslenmiş: ?Ötüken yolu yokuştur/Kafaları tokuştu./Bize faşist diyenler/Ya haindir ya puşttur/Ya öyledir ya böyledir

?Ozan Nihat ?Yunan?a İkaz? adlı dev eserinde kıta sahanlığı sorununa değiniyor: ?Uslu uslu otur fazla kaşınma/G.züne yumruğu çakarız Yunan/On iki mil falan filan düşünme/ Yurdunu başına yıkarız yunan/Kardak?a göndedin pis keşişini/Serdirme oraya murdar leşini/Tek tek sakalını bir bir dişini/Küflü kerpetenle sökeriz Yunan/Tarih dersi fayda etmez dersen/İzmir?in körfezi yetmez dersen/Şimdi seni Akdeniz?e dökeriz Yunan/Şimdi okyanusa dökeriz Yunan/Kıprıs üzerine koyarsak tavrı/Mum yakıp ararsın bu günkü devri/Zaten Kıprıs2ın bir ucu sivri/Çevirip gözüne sokaız Yunan.?

?Dinlediğimiz albümlerin içinde kafayı Bulgarlar?a takan tek şarkıcı Ozan Alim'di. İşte ?Bilesin Bulgar?dan bir bölüm: ?Kanın aksın deryalar dem olsun/Kor ateşler ağzına gem olsun/Cesediniz çakallara yem olsun/Leşini köpekler yalasın Bulgar.?

?Ülkücü şarkılarda dış düşmanlara karşı, ?Yunan'ı vurmak, Erivan?ı almak, Talabani ve Barzani denilen itlerin defterini dürmek? gibi çeşit çeşit sebebe dayanan bir sınır ötesi harekât/ordunun sefere çıkması talebi var. ?Türk ordusu sana bir çift sözüm var/Hele kulağını ver be Mehmedim/Önce bir gecede Ermeni?nin işini bitir/Sonra Atina?nın bağrına otur/Ozan Nihat?ı da beraberinde götür.?
(?Ey Türk Titre ve Şarkı Söyle? Murat Toklucu, Rolling Stone Ağustos 2006)

[şöyle bi şey olsa: Türk faşistleriyle mesela Yunan faşistleri ateşli silahların falan serbest olduğu bir müsabakada karşı karşıya gelseler-bu müsabaka bir stadyumda gerçekleştirilse- bizler de böylece çekirdeklerimizi çıtlata çıtlata onların kahramanlıklarını izleyebilsek-ne güzel olurdu lan!? Ben hep Yunan faşistleri için tezahürat yapardım; onlara moral vermeye çalışır, olabildiğince çok faşist tepelemeleri için bir seyirci olarak centilmenlik sınırları içinde elimden geleni ardıma koymazdım.]

Aptallar

Aptallar dolaşıp duruyor dünyada
rüzgarın etkisiyle, açılıp kapanan
kalın kafalı bir kapı gibi. Herkes dinliyor sesini,
kaçınılması zor olan bu sesi;
gıcırdayarak
yalan yanlış kulak tırmalayan sesler
ve inanılması güç konuşmalar.
Her düşünceyi etkileyen,
Zaten bunların tek amacı;
tamamen saçmalık. Kimse birşey anlamıyor.
Bu denli saçmalıktan.
Yiyoruz yemeğimizi,
bu aptal kapının sesine kulak vererek.
İradesiz gürültü sürüyor gece boyu; uykumuza girip,
ve düşümüze karışıyor.
Her defasında, bittiği sanıldığı anda,
başlıyor yeniden. Kapı, sesinin çıktığınca
ve küfrederek konuşuyor kendi kendinle.
Aptallar böyledir işte.
Niels Hav_BirGÜN'den aldım

devrim


Mark Ziselson

1947?de mühendisler Suudi Arabistan?da dünyanın en uzun petrol boru hattını inşa etmeye başladılar. Arabistan?dan Akdeniz?e, 1700 kilometre boyunca petrol taşımak için tasarlandı bu hat ?bir de devrimi engellemek için.
Washington?da savaş sonrası Amerikan siyasetçileri Batı Avrupa?da solun sahip olduğu güçten rahatsız olmaya başlamışlardı. Fransa ve İtalya Kominist partileri popülerdi ve iyi örgütlenmişlerdi. Avrupa?nın diğer ülkelerinde sol zemin kazanmaktaydı. Kömünist solun başlıca destekçileri kömür madencileriydi. Avrupa?nın enerji ihtiyacının %90?ı kömürden sağlanmaktaydı ve bu bağımlılık kömür işçilerine azımsanmayacak bir siyasî güç kazandırmaktaydı. Trans-Arabistan boru hattıyla, Amerikalılar kömür yerine petrolü ikame ederek bu gücü azaltmayı planlıyorlardı.
Timothy Mitchell

Eğer bu olayda istenen sonuca ulaşılamamış, devrim veya ulusal anayasa reformu sonuçta başarısız olmuş, hatta bir süre geçtikten sonra her şey (şimdilerde politikacıların öngördüğü gibi) eski hâline dönmüş olsa bile, onun getirdiği felsefî ilham gücünden hiçbir şey kaybetmemeli. Çünkü bu olay fazlasıyla önemlidir, insanlığın çıkarıyla çok bağlantılıdır, ve etkisi dünyanın her tarafında, bu tarz çabaların tekrarı arzusuyla çalkalanan uluslar tarafından hatırlanmamak için fazlasıyla yazılmış vaziyettedir.
1798-Kant

Sorun burada, devrim fikrinin rasyonalliğe, insanî ilerlemeye ve toplumun mükemmelleştirilebilirliğne olan Aydınlanma inancından doğması, ne var ki
Modern devrimci programlar tarafından uygulandığında yıkıcı şiddete ve otoriterliğe yol açan şeyin yine aynı söylemler olmasıdır.
Saul Newman

Devrim yeni düzenlemeler amaçlar; isyan bizi başkaları tarafından düzenlenmemize izin vermeye değil, kendimizi düzenlemeye götürür ve ?kurumlar? hakkında hiçbir parlak umut bırakmaz. Bu kurulu olana karşı bir savaş değildir, çünkü büyüyüp gelişirse kurulu olan kendiliğinden yıkılır; bu yalnızca benim kurulu olandan kendimi azat etmemdir.
Maz Stirner
birikim/mayıs-haziran

sağ-sol

Solun ana özelliği eleştiridir. Buna karşın sağ, eleştirinin tam karşıtı olan yüceltme pozisyonunu alır rahatlıkla. Sol, riyakâr yönlerinin ifşa edilmesi gerektiğini düşündüğü hayatın ve dünyanın mevcut hâli karşısında daimi bir hoşnutsuzluk sergilerken, sağ, bütün insanları, kurumları, yaşanan dünyayı, doğayı, gelenekleri ve ahlakî düzlemde de insanlar arası etkileşimleri yöneten düzeni yüceltir. Sağ her ne kadar kötülüğün varlığını reddetmese de ona ontolojik bir özellik atfeder. İnsanların takdire şayan çabaları onu azaltmaya imkân tanısa da kötülük insanlık durumuna içkindir. Bunun karşısında, dünyanın izlediği güzergahın tarihsici bir okumasına sahip olan sol, kötülüğü belirli ve hâkim toplumsal-tarihsel koşullar olarak tanımlar. İşte bu yüzden, solun duyduğu hoşnutsuzluk ifadesini protesto retoriğinde bulan devrime yönelik bir güdüye yol açar. Tarihle kurulan bu farklı ilişki tarzı farklı insanbilimlerine de tekabül eder. Sağ, kati biçimde insan doğasına inanır. İnsanlar ne ise odurlar ve hiçbir şey bunu temelden değiştiremez. İnsanlar oluşurlar, bu anlamda da esasen her zaman bilinemez kalırlar. (?)
[makalenin ilerleyen satırlarında artık burjuva olmayan yeni bir sınıf üzerinde dururken, bu sınıfın neden sağ kanatta yer aldığını şöyle gerekçelendiriyor yazar]
Ne anlamda sağ kanattalar? ?artık bir toplumsal adalet duygusundan ve önceki kuşak aydınların hareketlerine yön veren suçluluk hissinden yoksul olmaları anlamında. Sömürü gibi bir mefhum onlara tamamen yabancı? Mevcut haliyle dünya onlara münasip geldiği için sağcı oldukları söylenebilir. Yeni kapitalizmle iç içeler. Üretim ilişkileri alanında ve iktisadi düzende topyekün devrim düşüncesini tamamen terk etmiş durumdalar. Topyekûn devrim için beklemeye gerek yok; onlar için çoktan gerçekleşti.
[bu yeni sınıfla finans, sanat, moda, bilişim teknolojisi, iletişim, ve medya sektörlerinde yer alan bir kitle kastediliyor]
?1968 Mayıs?ı Sonrasında Sol ve Topyekûn Devrime Duyulan Özlem? Luc Boltanski, Birikim Mayıs Haziran 2006

Followers

 

© 2013 altıcizilen. All rights resevered. Designed by Templateism

Back To Top