28 Mart 2006

Batı Felsefesinde 'Kadın' ve 'Erkek'


Platon evrendeki akıl ve düzenin yansımasının kadın ruhunda, erkek ruhundaki kadar net olmadığını varsayılır.

Francis Bacon'a göre doğa, hem kadınsı hem de bilinebilir bir doğa niteliğini kazanır. Bilinebilir Doğa, kadınsı bir şey gibi sunulur ve bilimin görevi, bu kadın üzerine doğru türden bir erkek tahakkümü kurmaktır. "Zihin ile Doğa'yı, iffetli ve yasal bir yolla evlendirelim", der Bacon, evlilikteki doru türden hakimiyetin zorbalık anlamına gelmediğini öne sürer. Doğa üzerinde "ancak kendisine itaat ederek hakimiyet kurulabilir." Bacon'un ilk kitaplarından birinin adı Zamanın Erkeksi Doğuşudur...

İlerleme, der Philo, "aslında erkek olana yönelerek, kadın cinsiyetini terk atmekten başka bir şey değildir.; çünkü kadın cinsi maddidir, edilgendir, cisimsel ve duygu-algısaldır; oysa erkek olan etken, rasyonel, cisim dışı ve zihin ve düşünceye daha yakın olandır.

Augustinus'a göre kadın rasyonel zihinsel zeka kapasitesi bakımından eşit yaradılışa sahiptir; fakat taşıdığı bedenin cinsiyeti nedeniyle, eyleme arzusunun rasyonel zihinle doğrudan edimde bulunma becerisi kazanması için bağımlı yaratılmış olmasına benzer biçimde, erkek cinsiyetine bağımlı kılınmıştır.

Descartes Metot Üzerine Konuşma'da kesin bilgiye ulaşmak için geliştirdiği bilgi yönteminin "kadınların bile" işine yarayabileceğini yazmıştır. Kartezyen Erkek Akıl'ın şeylerin doğru bilgisine ulaşmak için aşması gereken duyusal alandan kadınlar sorumludur. O, erkek ise eğer bilimin nihaî temelini yakalamak istiyorsa, bilimsel etkinliğin büyük bir bölümünde, disiplinli imgelem düzeyinde ve katı, saf anlık düzeyine geçmek zorundadır. Kadının görevi, erkek Akıl'ın avuntu, ısı ve gevşeklik ihtiyacını gidereceği alanı, zihin ve bedenin birbirine karıştığı alanı korumaktır. Erkek, eğer Akıl'ın en yüce biçimini uygulamak istiyorsa yumuşak duyguları ve duyusallığı geride bırakmak zorundadır; onları erkek için koruyacak olan kadındır.

Rousseau, kadınları, Akıl tarafından ehlileştirilmesi gereken potansiyel bir düzensizlik kaynağı olarak görür. Rousseau, D'Alembert'e Mektup'ta kadınlardan şikayet eder: "Hiçbir halk hiçbir zaman aşırı şaraptan mahvolup gitmemiştir; mahvolanlar hep kadınların kural tanımazlıklarından mahvolmuştur", der.

Kant Yüce ve Güzel Üzerine'de bilgilenme çabasında olan bir kadın, "sakal sahibi olmayı istese daha iyi olur çünkü edinmeye uğraştığı derinlik havasını bu şekilde daha iyi ifade edebilir," der. Fakat soyur düşünme eksikliği, kadın zihnindeki bir kusur olarak görülmez; tümelleri kavrama eksikliği, kadının sahip olduğu başka zihinsel özelliklerle -beğeni, duyarlılık, pratik akıl vb.- ile doldurulur.

Shopenhauer, Kadınlar Hakkında adlı bir denemesinde, kadının akıl yürütme gücünden yoksun oluşunu doğuştan gelen bir olgunlaşmamışlık olarak dile getirir. Shopenhauer, kadınların oldukça sınırlı türden bir akıl yürütme becerisi kazanabileceklerini ve "bütün yaşamları boyunca büyük bir çocuk olarak" kalacaklarını düşünür.

Hegel, Hukuk Felsefesi'nde kadın bilincinin karakteristiği olan "mutlı düşünceleri, beğeni ve zerafet"i erkeğin "tümel bir yeti" gerektiren başarısı ile karşılaştırır. "Kadın, bilgiyi edinerek değil, yaşayarak adeta fikirleri soluyarak öğrenir. Buna karşılık erkek, erkeğin statüsü ancak düşüncenin gerilimiyle ve teknik bir çabayla kazanılır." Hegel, kadın bilincini, Sivil toplum'un kadın bilincine daha çok varmış yaşamına göre oldukça ilkel olan Aile yaşamı ile bir tutar.

Son cümle de artık Simone de Beauvoir'den olsun:
"Kadınlar, kendi tasarılarını yansıtan herhangi bir erkek miti kuramamış oldukları" içindir ki "hâlâ erkeklerin rüyalarıyla rüya görürler."
(Erkek Akıl, Genevieve Lloyd, Ayrıntı,1996, İst.)

20 Mart 2006

Nasıreddin-i Tusi'nin Bahname adlı eserinde güzel kadın

"Ey oğlu, imdi sana avratların güzellik alametlerini zikredeceğim. İşbu alâmetleri bünyesinde barındıran avrat, avratların hasıdır. Meğer ki, bir avratta bu alâmetler eksik ve az ola, avrat o kadar güzellikten uzak ola.. Güzellik alâmetleri şunlardır:

Avradın dört nesnesi kara gerek. Saçı, kaşı, kirpiği ve gözünün karası.
Avradın dört nesnesi kızıl gerek. Dili, dudağı, yanakları ve avurdları.

Avradın dört nesnesi yuvarlak gerek. Yüzü, gözü, topukları ve bilekleri.
Avradın dört nesnesi uzun gerek. Boynu, burnu, kaşı ve parmakları.
Avradın dört nesnesi hoş kokulu gerek. Burnu, azası, eli, kolu, koltuk altları ve ayakları.
Avradın dört nesnesi geniş gerek. Alnı, göğsü, gözleri ve butları.
Avradın dört nesnesi dar gerek. Ağzı, göbek deliği, kulak delikleri ve burun delikleri.
Avradın dört nesnesi küçük gerek. Ağzı, elleri, ayakları ve kulakları.
Ve dahi avradın başı ne büyük ola ne de küçük ola. Ve boynu ne uzun ne de kısa ola. Ve eti yuvarlak ola.
Ve benzi de ak ola veyahut kaz benizli veya karayağızın güzeli ola.
Ve teni de pembe ola.
Ve saçı sık ve uzun ola. Zira saç avratların yüz suyudur.
Güldüğü vakit güzel ola. Zira avradın gülüşünün hoşluğu, diğer özelliklerinden önce gelir.
Ve gözlerinin karası çok ola. Kaşları çatık ola.
Ve yürüdüğü zaman, kalçasının etleri titreye.
Huyu tatlı ola, sözü tatlı ola ve yumuşak ola.
İşte bu özelliklere sahip avrat güzelliğinin olgunluğuna ulaşmış demektir.

(haber7.com)

12 Mart 2006

kitap-lık:tuz biber şeker

  • Ezra Pound'un vatana ihanetle suçlanması üzerine Hemingway şöyle demişti: Azra'nın biraz aklı varsa kendini vurur. Aslında kendini 12. Kanto'dan sonra vurmalıydı bence, hatta belki daha da önce.

  • Rilke ayakta yazardı. Lewis Carroll da. Thomas Wolfe da.
  • Murasaki Şikibu'nun kitabında hizmetkârlar hariç 430 karekter vardır.
  • Balzac genellikle geceyarısı yazmaya başlar, 12-18 saat durmadan yazardı. Kahve içinde yüzerek.
  • Yeats Dublin sokaklarında yürürken kendi kendine konuşurdu.
  • Thales, piramitlerin yüksekliğini bulma problemini koayca çözmüştü. Kendi gölgesi, kendi boyuna eşit olduğu anda piramidin gölgesinin uzunluğunu ölçerek.
  • II. Dünya Savaşı'nda Wittgenstein'ın her iki tarafta da çarpışan yeğenleri vardı.
  • Ve Durgun akardı Don'u Solohov'un yazdığı tartışmalıdır.
  • Çingeneler adlı ünlü romanın yazarı Osman Cemal Kaygılı, Kıtaat-ı Fenniye Kalemi'nde çalışırken Mahmut Şevket Paşa'ya yapılan suikastta rolü olduğu iddiasıyla Sinop'a sürülür. (1913) Yaşamının en karanlık ve yoksul günlerini geçirdiği Sinop'ta üstü başı perişanken çektirdiği fotoğrafın arkasına, "Siyaset mezerlığına destursuz abdest bozduğum için Peri-i Hürriyet tarafından çarpıldığımın resmidir" diye yazarak yazgızıyla alay etmekten geri kalmaz.
  • Shopenhauer flüt çalardı.
  • Mahler, karısı Alma'nın Walter Gropius'la ilişkisi olduğunu öğrenmiş ve bütün bir gün boyunca konuyu Freud'la tartışmıştı.
  • Kitaplarını moral bozukluğu anlarında ve kendine güvenini yitirdiği zamanlarda okurmuş Orhan Pamuk.
  • Karısının ısrarlı cinsel cinsel istekleri nedeniyle intihara kalkışır Çaykovski.

11 Mart 2006

Simone de Beauvoir:Parti ve Kadın


"Ben solcu bir kadınım, solcu bir partiyle kadın davasının daha çabuk çözüleceğini pek zannetmiyorum. Zaten solcu bir parti de, öteki partiler gibi erkekler tarafından yönetilmektedir. Kadınlar konusuna yaklaşmak gerekince de, bunlar solcu erkekler gibi değil de tıpkı düpedüz erkekler gibi davranmaktadırlar. Zamanla anladım ki kadınların mücadalesiyle pekiştirilmezse sınıflar kavgası aldatıcıdır. Çoğu sosyalistler cinsel karşıtlığı sınıfsal karşıtlığa göre ikincil saymaya yatkındırlar. Oysa kendilerine sosyalist denilen ülkelerde şu bizim MLF (Kadınların Kurtuluş Hareketi) gibi bir hareketi örgütlemek yasaktır. Bence mücadeleyi iki düzeyde birden yürütmekte yarar var, karıştırmakta değil. Erkekler, partileri ne olursa olsun, kadınların yaşantısını gerçekten hesaba katamıyorlar."

05 Mart 2006

ağzı laf yapan, kızları götürüyor


Modern olan, imkânsız metinlerini (kavramsal sanat) aktarmak için ürettiği üst dil yüzünden an geliyor tıkanıp kalıyor. Modern'e verilen postmodern cevapsa, geçmişi tanıyıp kabullenmekten ibaret; çünkü geçmiş gerçekte asla yok edilemez, yok edilmesi bizi mutlak sessizliğe götürür. Geçmiş, zaman zaman ziyaret edilen bir uğrak yerine dönüşür: ama ironiyle, masumca değil.

Postmodern hâli kültürlü bir kadını seven bir adamın haline benzetiyorum. Adam kadına, "sana deli gibi aşığım" diyemeyeceğini bilir, çünkü kadının, bu sözleri Barbara Cartland'ın yazmış olduğunu bildiğini bilir (kadın da onun bütün bunları bildiğini bilir). Şöyle diyebilir: "Barbara Cartland'vari bir deyişle, sana deli gibi aşığım. " Sahte masumiyetten sakındığı, masum bir söz söylemenin artık imkansız olduğunu açıkça ortaya koyduğu bu noktada, yine de kadına söylemek istediği şeyi söylemiş olur: Yani onu sevdiğini, onu masumiyetin kaybedildiği bir çağda sevdiğini. Kadın da onun aklına uyarsa, sonuçta bir ilan-ı aşk gerçekleşmiş olur. Konuşanların ikisi de kendilerini masum hisstmeyecektir; geçmişin, çoktan söylenmiş olanın yarattığı ve ortadan kaldırılamayacak güçlüyü kabul edeceklerdir. İkisi bile bile, ama haz alarak, bir ironi oyunu oynayacaktır.
_umberto eco:cogito kış2006

Followers

 

© 2013 altıcizilen. All rights resevered. Designed by Templateism

Back To Top