18 Ekim 2005

birlikte ayaktayız

İki yıl önce Norveçli Hans Petter Moland'ın bir kısa filmini izlemiştim.
Filmin adı:
"United We Stand" ("Birlikte ayaktayız")
Ormanda yürüyen yaşlı dağcılar bir "İmdat" sesi duyuyor. Genç bir kızın bataklığın ortasına saplandığını görüyorlar.
Birer metre arayla yan yana dizilip kızı elden ele geçirerek bataktan çıkarıyorlar. Kız, teşekkür edip oradan uzaklaşıyor.
Ve yaşlı dağcılar bataklık ortasında kalakalıyor.
Biri gelir diye beklerken ağırlaşan çamur onları dibe çekiyor.
Sonunda bizim ormancıları gün batarken gırtlağa kadar çamura batmış halde görüyoruz. Birbirlerine bakıp işçi sınıfının unutulmaz marşı Enternasyonal'i söylemeye başlıyorlar bağıra çağıra:
"Birlikte ayaktayız!" (can dündar_milliyet)

Nietziche


Nietziche Nachlass'taki fragmanlarından birinde "sanat istemi"ni "yalan söyleme", 'hakikat'ten kaçma, "hakikat'i olumsuzlama" istemine bağlar.
güç ve mutlulujkla dolup taşan sanatçı gerçekliği dönüşüme uğratır. Varoluşun sunduğu kaba malzemeyi kendi suretinde yaratılmış bi şeye dönüştürür.

hiç bir şeyi olduğu gibi görmez; daha yalın, daha güçlü görür.

olgular girdabının altında ebedi hayatın akışının şaşmaz bir biçimde sürüp gittiği inancı onlara "metafizik bir avuntu" verir.

eylem yanılsamanın tülüne ihtiyaç duyar. bütün sanat ve bütün felsefe acı çekene bir devadır.

hakikat bize gerçeklik hakkında değil yalnızca insanın estetik kavrayışı hakkında ir şeyler söyler.

[hakikat] eğretilemerden, düz değişmecelerden, insanbiçimcilikten oluşan seyyar bir ordudur: Kısacası şiir ve belâgat yoluyla yoğunlaştırılmış, aktarılmış, süslenmiş olan ve uzunca bir süre kural koyucu ve bağlayıcı gelmeye başlayan insan ilişkilerinin bire toplamıdır; hakikatler yanılsama oldukları unutulmuş olan yanılsamalardır; aşınıp duyumsal güçlerini yiitirmiş olan metaforlardır; üzerlerindeki resimler silinmiş olan ve artık para olarak değil sadece metal olarak bir işe yarayan paralardır.

Nietziche'nin her türlü baskıya karşı önerdiği çare basittir: sanatçı ol.

insanca pek insanca'da sanat zihnin daha acil ve önemli kültürel faaliyetlerle ilgilenmesini önleyen tehlikeli bir oyalayıcı olarak görür. "Sanat düşünürün yüreğini ağırlaştırır", onda bir din ve metafizik özlemi uyandırır.

dil gerçeklikle hiç bir temas kuramaz, yalnızca kendi kendine, kendine-yeterli bir dünya uydurarak böylesi bir temas yanılsaması iletir.

"hakikat" gerçeklik hakkında değil yalnızca insanın estetik kavrayışı hakkında bir şeyler söyler.

plutark "dion"

Tiran ona Sicilya'da işinin ne olduğunu sorunca Platon 'Erdemli insan aramak' yanıtını verdi. Tiranın yanıtı 'boşuna zaman yitiriyorsun' oldu. (idea, çev. a. yardımlı, d. canefe, "platon VII. mektup plutark dion")

17 Ekim 2005

kojové

bir şeyi dikkatle seyreden, ne ise o ve onda hiç bir değişiklik yapmaksızın öylece görmek isteyen bir insanın, bu seyredişle ve dolayısıyla bir şeyle dalıp gitmiş halde olduğunu hepimiz biliriz. Bu insan kendini unutmuştur, seyredilen şeyden başkasını düşünemez; seyredişini de ve dahası kendi "Ben"ini düşünemez. Şeyin ne kadar çok bilincindeyse, kendisinin o kadar az bilincindedir. Bu şeyden söz edebilecektir belki, ama kendisinden hiç bir zaman söz edemeyecektir.

katıksız olarak edilgin ve sadece Varlığı açığa vurucu seyredişten...



  • takıntılı kişi çılgın bir faaliyete girer, devamlı deli gibi çalışır- neden? eğer faaliyette bulunmayı keserse gerçekleşecek olağanüstü bir felaketten kaçmak için.
  • ötekinin var olmadığı gün ışığına çıkmasın diye sürekli faal olmamız gerekir. -insanın konuşan bir varlık olması tam da, deyim yerindeyse kuruluşu itibarıyla "çığrından çıkmış", simgesel yapısının boşuna onarmaya çalıştığı kapğanmaz bir yarıkla damgalanmış olduğu anlamına gelir.
  • genç hegel: (insanın olası tanımı olarak) "ölümcül hasta doğa."
  • her türlü kültür, son kertede, insanlık durumunun kendisine özgü korkunç, son derece gayri insani bir boyuta verilen bir tepkiden, bir taviz oluşundan başka bir şey değildir.
  • bunlar Slavoj Zizek'in 'yamuk bakmak'ından...

    ... birdenbire ışığı kararmış bir lamba gibi yaşayışı... eski Mısır hükümdarlarının bütün zenginliklerini topladıkları mezarlıklarında ölüm uykularını uyumaları gibi, o da sevdiği eşya arasında, hangi zamanı saydıkları bilinmeyen bir yığın saat takırtısı içinde uyuyordu...

    tevhidi şeytan'dan öğrenmeyen kâfirdir. (gazâlî)
    senin tarafından lânetlenmek, yüzümü sen'den başka bir yere çevirmekten bin kez daha iyidir benim için. (feriduddim attar)
    git öğren şeytan'dan, kulluk nasıl yapılır/bir kıble seç, secde etme başka bir şeyin önünde
    =>tasavvuf'ta bir kısım şahıs, şeytan'ın adem'in önünde secde etmemesini kibre değil tanrı'ya duyulan aşkla irtibatlandırır: şeytan bu aşk yüzünden efendisinin emrine karşı çıkmıştır.

    insan sevilmeyince bayağılaşır (victor hugo)

'bir kişiyi yitirmek, onun yalnızca kişiliğini değil, bütün yaşam tarzlarını, kişiliğinin dışsallaştırdığı tüm belirtileri de yitirmektir. Bunun için, insan çok sevilen bir varlığı yitirerek bir çok şeyi de resimleri, şiirleri, yerleri de yitirdiğini anlayabilir. (...) yarın, Antonio'yla ben bu nesneleri iç karartıcı bir yağmadaymışcasına paylaşacaktık; bu eşyalar bir suç dolu giz ya da açıkarttırma memurunun vurduğu yaftalarla kutsallıklarını yitirmiş nesneler olarak dolaplara kapatılacaklardı."

'belki biraz da sevgililerin kapıldığı, sevilen nesnenin aşklarına şu ya da bu biçimde karşılık vermesi GEREKTİĞİ, büyük bir aşkın bu karşılığa yalnızca lâyık değil, aynı zamanda zorunlu da kaldığı yolundaki yanılsamanın kurbanıydım.'

'El m'ha percosso in terra e stammi sopra. ' (beni yere çaldı ve üstüme çıktı.- Dante)

Followers

 

© 2013 altıcizilen. All rights resevered. Designed by Templateism

Back To Top